Annesiyle ölü bulunan Hifa İkra'nın istismar davasında baba beraat etti

Fatmanur Çelik davasında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu elinde banner tutuyor.
    • Yazan, BBC News Türkçe
    • Bildirdiği yer, İstanbul&Ankara
  • Yayın tarihi
  • Okuma süresi 8 dk

İstanbul'da Zeytinburnu sahilinde 2 Mart 2026 akşamı annesi Fatmanur Çelik'le birlikte ölü bulunan sekiz yaşındaki Hifa İkra Şengüler'in istismar davasında baba A. Şengüler beraat etti.

A. Şengüler'in öz kızını istismar ettiği suçlamasıyla açılan davanın karar duruşması 5 Mayıs'ta görülmüş, 14 Ekim'e ertelenmişti.

İstanbul Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davayı takip eden Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, A. Şengüler hakkında beraat kararı verildiğini duyurdu.

EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, duruşma salonuna alınmadıklarını ifade etti.

Karaca sosyal medyadan, "Fatmanur ve Hifa'yı istismar eden, göz göre göre ölüme sürükleyenler beraat etti bugün" dedi.

Mahkemenin kapalı görüldüğünü belirtti ve ekledi: "Tarikatçı failleri ve onu kollayan adalet sistemini koruyan ahlakınız, kadınların çocukların canı üzerine kurulu düzeniniz batsın!"

Savcılığın beraat talebinin gerekçesi okunurken salonda olduğunu belirten eski CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, "Duyduklarıma inanamadım! Anne ve kızının olaydan 1,5 yıl sonra şikâyetçi olması ve çocuğun istismara uğradığı sırada tanık bulunmaması gerekçe gösteriliyordu" dedi.

Kadın örgütleri ve ajanslar, istismarla suçlanan baba Şengüler'in Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi olduğunu iddia ediyor.

Vakıf ise daha önce Şengüler'in yönetici olduğu iddiasını reddetmiş ancak üyeliği konusunda herhangi bir yalanlamada bulunmamıştı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, duruşma öncesi Fatmanur Çelik'in ölmeden önce verdiği hukuk mücadelesini ve "Başıma bir şey gelirse intihar demeyin" sözlerini hatırlattı.

Platform, Fatmanur ve Hifa İkra'nın şüpheli ölümlerinin bütün yönleriyle aydınlatılmasını talep etti.

Fatmanur Çelik, eski eşi Şengüler'in kızını üç yaşından beri istismar ettiği iddiasıyla bir yıl önce dava açmıştı.

Yargılama devam ederken 13 Ocak 2026'da İstanbul Anadolu Adliyesi önünde adalet nöbeti başlatmıştı.

Çelik ayrıca Şengüler'in kendisine tecavüz ettiğini ve sonrasında ailesi tarafından tecavüzcüsüyle zorla evlendirildiğini iddia etmişti.

Adalet nöbeti süresince çeşitli basın organları ve siyasilere konuşan Çelik, başına gelebileceklerden korktuğunu ve "intihar denilerek" üstünün kapatılmaması gerektiğini söylemişti.

Çelik ve sekiz yaşındaki kızının ölü olarak bulunmasının ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmaya gizlilik kararı ve yayın yasağı getirilmişti.

Olayın ardından kadın hakları örgütleri İstanbul ve Ankara başta olmak üzere çeşitli kentlerde protesto eylemleri düzenledi.

Bir tabutun önünde, İstanbul'da Zeytinburnu sahilinde ölü bulunan Fatmanur Çelik ve kızının yan yana fotoğraflarının yer alıyor.
Fotoğraf altı yazısı, Fatmanur Çelik ve kızının cenaze töreninde, Çelik'in ailesi ve kadın hakları savunucuları arasında gerginlik yaşandı.

Cenaze töreni 4 Mart 2026'da yapıldı, Çelik'in ailesi ve kadın hakları savunucuları arasında gergin anlar yaşandı.

Çelik'in tabutu kadınların omuzlarında taşındı.

Sivil toplum örgütleri, barolar ve Çelik'in avukatları anne ve kızın ölümüyle sonuçlanan süreçte pek çok ihmalin yaşandığını savunuyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ise açıklamasında sivil toplum örgütleri ve medyayı hassas ve titiz davranmaya davet etti.

'Anne ve kızı süreç boyunca yalnızlaştırıldı'

Fatmanur Çelik, 2025 yılının Ocak ayında kızı için hukuki mücadeleye başladı.

Olayın ardından konuşan ailenin yakını Avukat Buse Naz Güneş, kızının rahatsızlığı sebebiyle çalışamayan Çelik'in, çevreden gelen yardımlarla zar zor geçinebildiğini söyledi.

Çocuğun sağlığının özellikle son birkaç aydır kötüleştiğini, psikolojik sorunlarının giderek arttığını ve yemeden içmeden kesildiğini ifade etti:

''Çocuğu psikolojik olarak çok ağır bir süreç geçirdiği için, doktorlar sürekli yanında olmasını öneriyordu.

''Çocuk son birkaç aydır yataktan çıkmıyordu, sık sık kriz geçiriyordu ve sadece annesinin yanında sakinleşebiliyordu.''

Güneş, son bir yıllık süreçte anne ve kızının tükenmesine neden olan pek çok ihmalin yaşandığını ifade etti:

''Nitelikli bir hukuki yargılama yapılamadı. Hiçbir kurum ve kuruluş çocuğun üstün yararını gözetmedi, aksine çocuğu adeta daha da yıprattı.

''Anne ve çocuk süreç boyunca sistematik olarak yalnızlaştırıldı. Bir senelik süreçte çocuğun bu kadar kötüleşmesinin, yemeden içmeden kesilmesinin sebebi de bu ihmallerdir.''

Kadın hakları savunucuları ve bazı siyasetçilerin, İstanbul'da ölü bulunan 30 yaşındaki Fatmanur Çelik ve sekiz yaşındaki kızının tabutunun önüne beklediği görülüyor.
Fotoğraf altı yazısı, Cenaze törenine kadın hakları savunucuları ve siyasetçiler katıldı.

Avukat Güneş, çocuğun aylardır tepki olarak yemek yemediğini ve su içmediğini, başvurdukları devlet hastanelerinin ise teknik gerekçelerle çocuğun yatışını kabul etmediğini belirtti:

"Bu şekilde aylar geçtikten sonra bir hayırsever aracılığı ile özel hastaneye yatışını sağladık. Burada ilk acil tedaviyi gördü.

"Ciğerlerinde su kalmamıştı, hortumla beslendi. Ancak burada da ne yazık ki psikolojik anlamda yeterli bir tedaviyi verebilecek bir hastane olmadıklarını ilettiler.

"Taburcu olduktan sonra çocuk, bir hafta boyuna tedavi görmeden evde kaldı. Çocuğun neredeyse öleceğini bütün yetkililere ve kurumlara söyledik."

Bu süreçte anne Çelik'in adalete olan inancını kaybettiğini belirten Güneş, sokağa çıkarak adalet nöbeti başlattığını ifade etti:

"Annenin istismar iddiasında bulunduğu tarihten itibaren, çocuğun travma sonrası stres bozukluğu tepkileri gösterdiğini görüyoruz.

"Doktorlar tarafından takipli bir şekilde, ağır depresyon ilaçları kullanmak zorunda kaldı. Çocuğun beyanları, dosyadaki bütün delillerle uyduğu için biz bu iddianın gerçek olduğunu düşünüyoruz."

Anne Fatmanur Çelik ve sekiz yaşındaki kızının cenazesinin gömüldüğü toprağın üzerinde, ''Tarikat öldürür'' pankartı koyulduğu görülüyor.

Vakıfa ilişkin iddialar ne?

Kadın örgütleri ve ajanslar, istismarla suçlanan baba Şengüler'in Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi olduğunu iddia ediyor.

Vakıf ise Şengüler'in yönetici olduğu iddiasını reddetti ancak üyeliği konusunda herhangi bir yalanlamada bulunmadı.

Avukat Güneş'in verdiği bilgiye göre, Çelik'in eski eşi tarafından tecavüze uğradığını iddia ederek açtığı bir başka dava daha bulunuyordu.

Güneş, kapatılan davanın henüz istinaf aşamasında olduğu bilgisini paylaştı:

"Anne eski eşi tarafından vakfın binasında tecavüze uğradığını, vakıftaki yöneticilerin de olayın üstünü kapatmak için kendisine baskı kurduklarını iddia ediyor.

"Daha sonra ailesi tarafından zorla tecavüzcüsüyle evlendirildiğini ve yıllarca evin içerisinde hem fiziksel hem cinsel istismarın devam ettiğini söylüyor."

Cenazede gergin anlar yaşanmıştı

BBC Türkçe'den Azra Maryem Tosuner'in takip ettiği cenaze töreninde, Çelik'in ailesi ve kadın hakları savunucuları arasında gergin anlar yaşandı.

Cenaze töreni sırasında zaman zaman "Kadın cinayetleri dursun, çocuk istismarı son bulsun" sloganları atıldı.

Özellikle Çelik'in tabutunun taşınacağı sırada gerginlik yaşandı.

Kadın hakları savunucuları ve Çelik'in avukatları, tabutun erkekler tarafından taşınmasına izin vermedi.

Tabut, kadınlar tarafından taşındı.

Cenaze töreninde kadınlar ve Çelik'in ailesi arasında belirgin bir ayrışma vardı. Zaman zaman sözlü tartışma alevlendi.

İki taraf arasında Çelik'in zorla evlendirilmesi konusu üzerinden tartışma çıktı. Aile kadınları "basının karşısında şov yapmakla" eleştirdi.

Bunun üzerine tartışma taraflar arasında fiziksel bir kavgaya dönüştü ve Jandarma ekiplerinin müdahalesiyle son buldu.

BBC Türkçe'ye konuşan Çelik'in eski bir iş arkadaşı, evlendikten sonra kendisinden uzun bir süre haber alamadığını ve sürekli tedirgin görünen Çelik'in, telefonun dinlendiğinden şüphelendiğini söyledi.

Anne Fatmanur Çelik ve sekiz yaşındaki kızının cenazesine katılan kadınların, yakalarına anne ve kızının fotoğraflarını taktığı ve ağladığı görülüyor.
Fotoğraf altı yazısı, Fatmanur Çelik ve sekiz yaşındaki kızının cenazesine katılan kadınlar, yakalarına onların fotoğraflarını taktı.

'Başıma bir şey gelirse intihar değildir'

Fatmanur Çelik haftalarca adalet nöbeti yapmış ve bu süreçte basına bazı röportajlar vermişti.

Bianet'e yaptığı konuşmada, çocuğunun elinden alınmasıyla tehdit edildiğini ve başına geleceklerden korktuğunu söylemişti:

"Bu aşamada benim intiharım asla söz konusu değildir. Başıma bir şey gelirse bunun intihar gibi gösterilmesine izin verilmemesini istiyorum.

"Bu kadar doktor raporu varken bu kadar mücadele ederken neden evladımın elimden alınmasıyla tehdit ediliyorum?

"Yanımda olması gerekenler neden karşımda duruyor? Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay?"

İstanbul Barosu: 'Süreç boyunca çocuğa yönelik hak ihlalleri yaşandı'

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi, süreci en başından beri takip ettiklerini ve yargılamalara katıldıklarını belirtti.

Devletin pozitif yükümlülüklerinin, gereği gibi yerine getirilmediği ve koruma mekanizmalarının etkin biçimde işletilmediği ifade edildi.

İlgili olayda çocuk hak ihlallerinin "süreç boyunca sistematik olarak" yaşandığı belirtildi:

"Mevzuat gereği çocukların ifadelerinin, travmayı en aza indirecek şekilde adli görüşme odası gibi özel mekanlarda alınması gerekirken çocuğun beyanı mahkeme salonunda alınmıştır.

"Bu uygulama çocuğun ikinci kez örselenmesine yol açmakta olup söz konusu hukuka aykırılık tutanak altına alınıp raporlanmıştır."

Baro bu durumun yalnızca tekil bir uygulama sorunu olmadığını söylüyor.

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi tarafından hazırlanan CMK görevlendirme raporuna göre, son beş yılda çocuğa yönelik cinsel istismar dosyaları, tüm atamaların yaklaşık dörtte birini oluşturuyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ne demişti?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 3 Mart 2026'da yazılı bir açıklama yaparak çocuk hakkında mahkeme kararıyla sağlık ve danışmanlık tedbiri alındığını belirtti.

Çocuğun tedavi sürecinin aksamaması için gerekli çalışmaların yürütüldüğünü ancak "annenin reddedici tutumları sebebiyle" olumlu yanıt alınmadığı ifade edildi:

"13.02.2026 tarihinde çocuğun özel bir vakıf hastanesine yatırıldığı bilgisi alınmış, tedavi süreci takip edilmiştir.

"Sağlık kurulu raporunda çocuğun yatılı psikiyatrik tedavisinin gerekli olabileceği belirtilmiştir.

"Buna rağmen annenin önerilen tedavi ve sevkleri kabul etmediği uzmanlarca bildirilmiştir."

Bakanlık, çocuğun sağlık durumunun risk altında olması nedeniyle 2 Mart'ta acil koruma kararı çıkartıldığını, aynı gün adrese gidildiğini ancak kimseye ulaşılamadığını kaydetti.

Akşam saatlerinde anne ve çocuğun hayatını kaybettiği, konunun adli makamlarca soruşturulduğu ifade edildi.

Bakanlık açıklamasında tüm medya mensupları ve sivil toplum örgütleri, bu tür konularda yetkililerin yönlendirmesi doğrultusunda hassas ve titiz davranmaya davet edildi:

"Süreç boyunca, bazı medya organları ve sivil toplum kuruluşlarının süreci çarpıtarak bakanlığımızın anne ve çocuğu korumaya yönelik girişimlerini 'anne ile çocuğu ayırma çabası' şeklinde yansıtması sorumsuz ve gerçek dışıdır."

'Yargılama süreci mağduriyeti derinleştirdi'

Avukatları aracılığıyla annenin hukuki sürecini takip ettiğini belirten Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, anne ve kızı koruyacak adımların atılmadığını savunuyor.

Dernek, annenin şikayetiyle başlayan hukuki süreçte başından sonuna pek çok ihmal yaşandığını iddia ediyor:

  • Savcılık aşamasında sunulan ve toplanan bütün delillere rağmen baba hakkında tutuklama tedbirine başvurulmadı ve takipsizlik kararı verildi.
  • Sivil toplum baskısı sebebiyle dosyadaki takipsizlik kararı kaldırıldı.
  • Çocuğun ifadesi hukuka aykırı bir şekilde, mahkeme salonunda onlarca insanın önünde alındı.
  • Yargılama sürecinde hem çocuğun hem de annenin içinde bulunduğu ağır travmatik durum gözetilmedi.

Dernek ayrıca, mahkeme başkanının anne Çelik'i mahkeme salonunda herkesin içerisinde aşağıladığını ancak reddi hakim taleplerinin kabul edilmediğini savundu.

Açıklamada, "Yargılama pratiğinin sergilediği bu tutum, mağduriyetin derinleşmesine neden olmuştur" ifadelerine yer verildi.

Ayrıca çocuğun sağlık ve eğitim hakkından kesintisiz yararlanabilmesi için gerekli koruyucu ve destekleyici tedbirlerin alınmadığı belirtildi:

"Bakanlık tarafından yapılan açıklamalarda iddia edildiğinin aksine, anne tedavi sürecini reddetmemiştir.

"Aksine çocuğuna nitelikli ve erişilebilir bir tedavi sağlanabilmesi için uzun süre boyunca ciddi bir çaba sarf etmiştir."

"Ancak kamu otoriteleri tarafından sunulan sağlık hizmeti, evden çıkamayacak durumda olan bir çocuk için yatılı tedavi ya da evden sağlık hizmeti vermek yerine ayakta hastane randevusu verilmesi gibi fiilen yararlanılması mümkün olmayan uygulamalarla sınırlı kalmıştır."

Gülben Ergen ve dernek hakkında soruşturma

Olayın ardından şarkıcı Gülben Ergen ve Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği hakkında soruşturma başlatılmıştı.

Ergen'in sosyal medya hesabından paylaştığı dilekçeye göre soruşturma, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın şikayetiyle başlatıldı.

Dilekçede Ergen ve dernek halkı "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "suçu bildirmeme" suçlarıyla itham ediliyor.

Dernek Başkanı Avukat Müjde Tozbey, 2 Nisan 2026'da İstanbul Bakırköy Adliyesi'nde ifade verdikten sonra yaptığı açıklamada "Bize sordukları soru şuydu: Hifa ölmeden önce sağlık tedbirinin uygulanmasını engellediniz mi? Hifa ölmek üzereyken, çok ağır sağlık sorunları varken neden engellediniz?" dedi ve ekledi:

"Düşünebiliyor musunuz? Hifa'yı cinsel olarak istismar eden babaya bu sorular sorulmuyor. Hifa'yı cinsel olarak istismar eden baba bugün sokaklarda elini kolunu sallayarak özgürce dolaşabiliyor."

Gülben Ergen ise 6 Mart'ta adliyeye giderek ifade verdi ve suçlamaları reddetti.

Ergen açıklamasında "Kırgınım, üzgünüm. Unutmayın ki bir kadın ve kızı artık hayatta değil" dedi.

Daha sonra sosyal medya hesabından da bir paylaşım yapan Ergen "Başkasının baharını çalanın, bahçesi çiçek açmaz. Başkasının hakkına girenin, mutluluk kapısını çalamaz" ifadelerini kullandı.